16 Haziran 2019 Pazar

Her Yol Roma'ya Çıkar

Gezi Tarihi: Eylül 2018

Her yol Roma'ya çıkar derler, eğer doğruysa, hayatta herkes en az bir defa Roma'ya uğrar, ya da yolundan geçer. :) Öyleyse, "sevgili Roma'lılar" yeni gezi yazımıza hoşgeldiniz!
Minik gezgin Roma'da :)
Roma, hep duyduğumuz, gördüğümüz o ünlü şehirlerden birisi. Gitmesek de tarihi yapılarını, caddelerini, simgelerini biliriz. Tarihini okumuşuzdur ya da izlerini görmüşüzdür. Fakat o şehrin yanına gidip havasını solumak, sokaklarında gezmek, taşlarına dokunmak, yemeklerini tatmak bambaşka bir şey. Paha biçilemez. Eşim, işi dolayısı ile Roma'ya daha önce gitmiş olsa da ben ve oğlumuz Doruk ilk defa ziyaret edecektik ve bu sebeple heyecanlıydık tabi. Eşim de bizimle birlikte gideceği için heyecanlıydı zira şehri tanıdığı için bize bu gezimizde rehberlik edecek oydu. Tüm planı da kendi yapmıştı zaten, onunki farklı bir heyecandı.
Piazza Venezia
Vatikan - Aziz Petrus Meydanı (Gece)
Roma için açık hava müzesi benzetmesi yapılır ve inanın, kesinlikle doğru. O bildiğimiz tarihi noktaların arasını bir yürüme mesafesinde katetmek insanda müzede olduğu izlenimi uyandırabiliyor. Tüm bunların yanında Akdeniz ikliminden gelen sıcakkanlı ve sevecen insanları da cabası. Mesela kaldığımız Airbnb evinde çocuk misafirler için oyuncaklar vardı ve içlerinden birisini (peluş bir kuzu) bizim oğlan çok sevmişti. Ev sahibimize bunun nerede satıldığını sorduk, o da hatırlayamadığını söyledi ve ekledi; "madem oğlunuz çok sevdi, Roma'dan bir hediye olsun kendisine" :)

İki kuzu bir arada.. :)
Akdeniz ruhu bir Yunanistan kadar olmasa da İtalyanların içinde hayli var. Hareketleri, konuşmaları, tavırları çok bizden, çok sıcak. Ancak fark ettiğim bir nokta da Avrupa'dan, kuzeyin o kalıplarından, kuralcılığından, intizamından da nasibini almış olmaları. Çok değil ama kendini ufak ufak hissettiriyor bu Avrupacılık. Kötü bir şey değil, aksine farklı bir hava katıyor İtalya'ya. Ne Avrupa ülkesi ne de %100 bizim gibi. Arada.
İspanyol Merdivenleri
 
Bize benzer noktaların başında trafik geliyor mesela. Şehirdeki trafik kaosu bir İstanbul filan değil ancak ona yakın olduğunu söyleyebilirim. Yoldan karşıya geçmek için siz yola atlamadan araçlar durmuyor maalesef. Birkaç ufak istisna hariç buna şahit olduk Roma'da. Bir de yüksek sesle konuşmaları tam bizden. Hani pazara gidersiniz, her tezgahtan farklı bir ses yükselir, Roma'da aynen öyle. Yüksek sesle konuşan insanlar, kahkahalar falan bizim buralara oldukça göz kırpıyor.
Dediğim gibi, Roma'yı anlatıyoruz, Roma'ya göre bir İtalya tablosu çiziyoruz. Ancak eminim kuzeyi ve güneyi bundan farklıdır, bizde de olduğu gibi. Bu sebeple bizim yaklaşık 5 günlük gezimizin hikayesidir bu, genel bir İtalya tablosu değil. Bu gezide tüm zamanımızı Roma'ya ayırmış olmak hayli iyi oldu zira daha rahat bir gezi oldu bizim için. Acele etmeden, yavaş yavaş gezdik. "Şu sokak nereye çıkar" diye düşünmedik, daldık o sokağa. :) Ya da makarnası meşhur bir yer için sıra bekleyebildik, bunlar sınırlı zamanı olan turistler için lüks şeyler elbet. Tüm bunlara ek olarak Doruk ile yaptığımız Almanya gezisinden sonra bir benzeri durum yaşamamak için ağırdan aldık, dinlene dinlene ilerledik. Doruk için de eminin çok iyi bir karar oldu, bu sayede 2 saatlik öğle uykularını da kaçırmadı mesela.
Her yerde uyuyabiliriz :)
İlk günümüz, öğle saatlerinde geldiğimiz Roma için Airbnb evimizi bulmak, yerleşmek ve etrafını keşfetmek ile geçti. Havalimanından şehir merkezine uygun fiyatlı otobüs bulunmakta. Daha önce internetten bulduğumuz Airbnb evimiz de Vatikan metro durağının dibinde, hayli merkezi bir yerde olduğu için ulaşımda hiçbir sıkıntı yaşamadık zaten. İner inmez birkaç sokak yukarı yürüdük ve hoop elimizle koymuş gibi bulduk evimizi. Bizi aşağıdaki kapıda karşılayan ev sahibimiz apartmanı ve evi kısaca tanıtıp anahtarı da bırakarak gitti. Daha öncesinde eşi ile birlikte bizi bir Whatsapp grubuna almış ve evin lokasyonu ile diğer önemli bilgileri oradan bizimle paylaşmıştı. Biz de her daim kendilerine bu yolla ulaşmıştık. Aklımızda hiç soru işareti kalmamıştı böylece.
Yatak odası
Mutfak
Banyo + tuvalet
Salon
Kaldığımız ev yani olmasa da çok eski sayılmazdı. Ancak içerisindeki eski usül asansör ve merdivenler bize nostalji yaşattı. Asansörün kapısı sürgülü ve çalıştırmak için anahtar kullanmak gerekiyor filan. Avlusu filan hayli İtalyan havasındaydı, çok beğendik. Fark ettiğimiz bir durum, bulunduğumuz mahallede çok sayıda Hintli olmasıydı. Bakkal, market, kafeterya vs. yiyecek ile alakalı ne kadar yer varsa hep bunlara ait. Hintlilerden sonra uzak doğulular ikinci sırada yer alabilir, o derece çoklar. Meğer Roma genelinde böyle bir durum var, mahallemize özgü değilmiş. Şaşırdık.
Evimizin eski üsul asansörü
Ve evin girişindeki büyük hol
İlk gün evimize yerleştikten sonra su filan almak ve etrafı tanımak için dışarı çıktık. Birkaç sokak sonra dev sütunların olduğu bir meydana geldik. Ben Doruk ile oyalanırken eşim "İşte Vatikan burası" diyince afalladım bir an. Tekrar bakınca Vatikan'daki Aziz Petrus meydanına çıkmışız, haberim yok. :) Baya şaşırdığımı itiraf edeyim zira hem bu kadar çabuk buraya geleceğimizi tahmin etmemiştim hem de bu şekilde bir giriş beklemiyordum. Sonuçta birçok filme set olmuş, kitaplara filan konu olmuş bir meydandan bahsediyoruz. İtalya'dan hoop diye Vatikan'a geçmek, bir ülke değiştirmek, sokakta karşıdan karşıya geçmek kadar basit. Hemen fotoğraf makinama sarılıp birkaç poz çekmeye çalıştım ama o an nereyi çekeceğimi bilemediğimden pek kaliteli bir sonuç alamadım. Bu meydandan sadece suyumuzu alıp eve geri döndük. Tüm Roma seyahati boyunca aldığımız tek su buydu, daha sonra o su şişelerini sokaklarda doldurup doldurup içmeye devam ettik. O derece temiz ve bol su kaynakları mevcut Roma'da, aklınızda bulunsun. Mesela evimize yakın bir çeşmeden günlük ev kullanımı için gereken suyun tamamını karşılamıştık, o derece faydalı oldu bizlere.

Ertesi gün ilk işimiz meşhur Flavianus Amfitiyatro olarak da bilinen Kolezyum'a gitmek oldu. Hayli büyük bir arena aslında, ihtişamını görmek için yakınında durmak bile yetiyor. Rome Pass aldığımız için farklı bir sıradan girdik içeri, hayli kısa ve basit oldu. Ortada devasa bir arena ve çevresi kat kat çıkılan seyirci kısımları, hayli büyük bir yapı. İçeride birkaç tur gittik geldik. Yukarı katlarda manzara daha güzel elbet. Ortadaki alana farklı bir giriiş vardı sanrım ancak bizim biletimiz ona yeterli değildi, zira farklı ücret ödeniyor olabilir. Bilemedim. Doruk burada yemek yiyip uyudu biraz. Biz de gölge bir kısımda dinlenmiş olduk.
Girişteki sıra, neyse ki biz soldan yürüdük geçtik :)
Buraya çıkış paralı sanırım, bilen varsa aydınlatabilir.



Kolezyum'da bir minik gezgin :)
Yapının ihtişamını sütunlar arasında gezinirken daha iyi anlıyorsunuz.
Çıkışta, Palatino Tepesine giden yol üzerindeki Constantine kapısı (takı diye geçiyor her yerde, üç kapılı bir kemer aslında) önünde biraz vakit geçirdik. Bir zafer anıtı olan bu yapıt hayli gösterişli görüyordu. Ardından Palatino Tepesin'de bulunan Roma Forumuna geçtik. Roma Pass kartımız ile geçişimiz hızlı ve kolay oldu yine. Burada bir çok antik yapı ve yeri bir arada görmek, Roma'ya verilen açıkhava müzesi tarfine katkıda bulunuyor kuşkusuz. Antik Roma, Domus Aurea (Nero'nun altın evi-villası), Farnese Bahçeleri, Kybele Tapınağı ve benzer birçok yapı bu bölgede birbirine komuşu mesafede bulunuyordu. Öğleden sonramızı burada geçirdik, bahçelerinde uzanıp keyif yaptık, bu sayede İspanyol bir aile ile tanışma şansımız oldu vs. Güzel de fotoğraflar çıktı ortaya, Doruk'da çok sevdi burayı.

Constantine Kapısı
Roma Forum'a giriş


İspanyol ailenin kızı ile Roma Farnese Bahçeleri'nde takılmacalar :)






Forumdan çıkıp yürüyerek "Piazza Venezia" yani "Venedik Meydanı"na geldik. Burada Roma'nın  ünlü anıtlarından olan Vittorio Emanuele II Abidesi bulunmakta. Gerçekten muhteşem bir yapı, oldukça da büyük ve heybetli. Nasıl desem, bir karınca gibi hissettim o girişteki basamaklarında. Büyük beyaz mermer sütunlar ve taşlar göz kamaştırıyor. Alt kısmında İtalya Birleşme Müzesi (Museum of Italian Unification) ve üst kısmında harika manzaraya sahip bir terasın olduğu binada bolca fotoğraf çekimi alıp hayran kaldıktan sonra asıl ilgimi çeken bir başka yapıya, "Panteon"a doğru yürüdük. Bakın fark ettiyseniz, devamlı olarak "yürüyoruz" zira yukarıda bahsettiğim gibi bu muhteşem yapılar birbirine bir yürüme mesafesindeler.
Venedik Meydanı




Panteon'un önünde kuyruk var ancak bu sıra kuyruğu değil, fotoğraf çektirme kuyruğu. Biletsiz olarak girip gönlünüzce gezebiliyorsunuz (ki çok da büyük bir yapı değil gezmek için). İlk olarak Antik Roma'nın tüm tanrıları için tapınak olarak inşa edilmiş bir yapı ancak bugün, içinde meşhur kimselerin gömülü olduğu bir anıt olarak kullanılıyor. Tüm Roma yapıları içinde en iyi korunmuş olanı ve muhtemelen de dünyada döneminin en iyi korunmuş binası. Gerçekten de sizi o döneme götüren bir yapısı var. Panteon’un en önemli kısmı ise şüphesiz kubbesi, dünyanın en büyük takviyesiz beton kubbesi olarak bilinmekte. Çapı ve yüksekliği aynı olan (43,3m.) kubbenin ortasında Oculus adında, 8 metre genişliğindeki bir delik bulunmakta ve içeriye ışık girmesini sağlayan tek nokta da burası.

Panteon'un girişi



Eh, onca yürüyüşten sonra acıktık. Buradan yine yürüyerek Navona Meydanı'na geçtik. Yol üzerinde bir marketten ihtiyaçlarımızı karşılayıp meydanda kısa bir tür attık, fotoğraf çektik. Ardından yine bu meydanda bulunan bir pizzacıda karnımızı doyurduk. Şans eseri bize bakan garson kız Azeri kızıymış, bir süre İzmir'de kalmış. Eğitimi için Roma'daymış, bir yandan da çalışıyormuş. Müthiş! Türkçe'si de gayet güzeldi. İkramları için kendisine teşekkür edip tekrar yürüyüşe geçiyoruz. Bu defa günün son durak noktası Trevi Çeşmesi, yani daha popüler ismiyle "Aşk Çeşmesi"ne yaklaşık 15 dakikalık bir yürüyüş ile ulaşıyoruz. Çeşme önü izdiham gibi kalabalık, inanılmaz. Daha inanılmaz olan şeyse çeşmenin bakımda olması ve sularının kapanmış olması. Yine de hemen önündeki dükkanların birinde dondurmamızı alıp çeşme selfimizi de yaparak evimize dönüyoruz. Böylece uzun soluklu ama müthiş bir günü daha geride bırakıyoruz.
Navona Meydanı


Navona Meydanı
Roma sokaklarını arşınlarken
Trevi Çeşmesi susuzken (belediye suyu kesmiş) :)

3. günümüz, evdeki kahvaltı sonrası meşhur İspanyol merdivenlerinde başlıyor. Çok büyük bir özelliği yok, İspanyol konsolosluk karşısında yer alan bu uzun merdivenler sonradan bu ismi alıp bir turizm noktası haline geliyor. Çoğu kişi burada oturup etrafı seyrediyor ve fotoğraf çekiyorlardı. Doruk'un elinde ufak ufak kemirdiği elması vardı, sonradan öğrendik ki merdivenlerde birşeyler yiyip içmek yasakmış. Temiz tutmak istiyorlar, haklı olarak. İki sıra arkamızdaki birisini polis uyarınca öğrendik. Hemen oradaki polise Doruk'un elmasını sorduk, sorun olmayacağını ama dikkat etmemiz gerektiğini söyledi. Doruk'un başını okşayıp gülümseyerek gitti. Biz de çok kalmadık zaten, en üste çıkıp etrafı fotoğrafladıktan sonra aşağıda, iki sokak yanda meşhur bir yerel makarnacıya uğradık. Önünde sıra vardı, kapış kapış gidiyor. Bizde sıraya girip makarnamızı ve az ilerideki pastaneden tiramisu tatlımızı alıp merdivenlerin üst kısmında yer alan "Villa Borghese" bahçelerine yürüyerek geçtik.



Borghese bahçeleri büyükçe bir alan, içinde gölleri, yürüyüş ve koşu alanları, ufak lunaparkları ve kafeteryaları, heykelleri, hayvanları (küçük bir hayvanat bahçesi de var), huzuru ve yeşili ile birlikte bizi mest eden, Roma'nın göbeğinde bir büyük orman diyebiliriz kısaca. :) Burada oturup kuşlar eşliğinde leziz makarnamızı ve tatlımızı yiyip enerji depoladık. Asclepius Tapınağı önündeki göl kenarında Doruk uykuya daldı, biz de biraz dinlendik. Etraf muhteşem huzur ve sessizlik kaplıydı. Spor yapanlar, bisiklet binenler, fotoğraf çekenler... Çok beğendik. Bir şehrin kalbinde böyle bir alan olması harika bir şeydi. Etkilendik ve biraz da kıskandık. :) Doruk arabasında uyurken biz de (yine) yürüyerek Popolo Meydanı'na indik. Burada Doruk'da uyanmış oldu, böylece meydanı birlikte gezme fırsatı yakaladık. Devasa köpük balonları uçuşturan birinin etrafında çocuklarla hoş vakit geçirdik, Doruk'da çok sevdi. Bu meydanda yer alan Santa Maria del Popolo bazilikasını fotoğraflamak ve yakından incelemek hayli güzeldi. Hemen önünde canlı müzik dinletisi vardı, biraz o döneme gittik geldik. Meydanda ayrıca bol bol heykel ve çeşme göze çarpıyordu. Sonradan öğrendik ki Avrupa'nın en güzel meydanlarından birisiymiş burası, bizce de kesinlikle öyleydi.





Minik kualamız ve annesi :)



Popolo Meydanı'na giriş




Meydandan metroya binerek Santa Maria Maggiore bazilikasına geçtik. Roma zaten yeterince bazilika kaynıyorken biz neden buradaydık? Sanırım bunca bazilika arasındaki en gösterişli, en şatafatlı, çan kulesi en büyük olan bazilika olması diyebiliriz. Eşim buranın içinin hayli güzel olduğundan bahsetmişti. İsmi gezi rehberlerinde de sıkça geçer. Efsaneye göre dönemin Papa'sı rüyasında Aziz Meryem'i görür. Meryem bir kilise yaptırmasını ister ve yerini kar ile göstereceğini söyler. Ertesi gün bu bazilikanın olduğu tepeye, yaz ortası kar yağar ve Papa bu muhteşem yapıyı yaptırır. Başka sebebe gerek var mı? Zaten gidince siz de çok hak vereceksiniz ki bazilikanın içerisi şahane bir işçilik barındırıyor. Masraftan kaçınmamışlar ve tonlarca altın, mermer, mozaik vs. ne varsa boca etmişler tavandan aşağıya. Konuya hakim olmayanların bile ağzını açık bıraktıracak güzellikle heykeller ve süslemeler mevcut. Orta alanda genel bir ayin devam ederken yanlarda bulunan geniş salonlarda aileye/topluluğa özel ayinler de vardı ve bazılarına bırakın girmeyi fotoğraf çekmek bile yasaktı. Ki inanç konu olduğunda aksi düşünülemez zaten. Sanırım biraz da bu yüzden girişte sıkı bir güvenlik taramasından geçtik, ya da terör şüphesi ile polis korumasına da alınmış olabilir. Bilemiyorum.
Santa Maria Maggiore bazilika girişi







Gün bitmek üzereydi. Yemek için Roma'nın güzide bir mahallesine, sevgili yönetmenimiz Ferhan Özpetek'in de yaşadığı ve hayran olduğu Trastevere'ye gitmeye karar verdik. Bazilikadan 5 dakikalık bir yürüme mesafesinde bulunan Termini istasyonuna geçtik. Burası büyükçe bir tren ve otobüs garı. Burada lokaller gibi otobüsümüzü bekledik, üfledik, püfledik, nerede kaldı bu otobüs diye İtalyan usulü hayıflanırken sonunda muradımıza erdik. Tıklım tıkış belediye otobüsü ile Trastevere'ye vardık. Müthiş bir mahalle, harika evler ve sokaklar gördük. Canlı, akdeniz akşamları esintili, şarkılı, neşeli ve ışıklı sokakları harikaydı. İçeriden neşeli sesler gelen ve menü/fiyatları hoşumuza giden Antico Moro adlı yere daldık. Tek bir masa boştu, şansımıza. Harika servisin yanında yemek boyu canlı müziğe eşlik ettik. Akordiyonlu bir İtalyan amca, masadaki müşteriler eşliğinde istek parça söylüyordu, arada kadeh tokuşturup içmeye ve söylemeye devam ediyordu. Rüya gibiydi, çok memnun kaldık. Doruk'un da müzik çok hoşuna gitmişti. Tekrar enerji depolayıp sokağa çıktık. Az ileride canlı sokak performansı gösteren iki kişi vardı, kalabalık bir grup ile birlikte bizde izledik ve yolumuza devam ettik. Yürüyerek yaklaşık yarım saatte Airbnb evimize döndük. Kaldı son 2 gün.



Eve dönüşte Vatikan'a bir gece vakti uğramış oluyoruz.. :)
4. günümüz, dünya turizm gününe denk geliyordu ve bu sebeple Vatikan gezimizi indirimli almıştık. İyi ki internet üzerinden almışız zira o kuyruk asla bitmezdi. İnanın abartmıyorum ama Vatikan kuyruğu sokaklardan caddelere oradan diğer caddelere taşıyordu. Bizimki rehberli Vatikan turu, müzeyi de kapsıyor. Bu yüzden giriş noktamız farklı bir yerden, bunu fark edip de doğru kapıya doğru zamanda yetişinceye kadar canımız çıktı ama olsun. Zor da olsa yetişmiştik. Sonuçta online alınan biletin belirli bir giriş saati var. Yaklaşık 10-15 kişilik gruplar halinde ve rehber eşliğinde geziyoruz. Önce müze ve sonra sırası ile Sistina Şapeli ve San Pietro (Aziz Petrus) Bazilikası gezi turumuzda. Bu tur yarım günden fazla sürüyor zira içerisi oldukça büyük. Rönesans'ın yaşandığı yer, tarih ve sanat kitaplarında okuduğumuz o ikonik figürler burada çalışmalar yapmışlar, sanat eserleri üretmişler. Da Vinci, Michelangelo, Raphael gibi üstatların çalışmalarını çıplak göz ile görmek muhteşem bir şans.






Burası banyo, bu da küveti! :)
 



Gez gez bitmiyor arkadaş.. :))
Raphael'in Plato ve Aristo'yu resmettiği (ki sol alttaki çizmeli kendisidir) muhteşem çalışması
Müzeyi ve içerisini detaylı anlatmak isterdim ancak inanın bu mümkün değil. Zira gezi esnasında not alsam bile eminim atladığım noktalar olacaktır, biraz hızlı bir tur oldu. Üstelik Doruk ile birlikteydik ve açıkçası bizi bir hayli zorladı. Sonuçta çocuk sıkılabiliyor ve müze gibi yerler onlar için ilgi çekici olmayabiliyor. Neyse ki Doruk sakin bir çocuk ve çok da büyük badireler yaşamadan olayı noktalıyoruz. Tek diyebileceğim ayrı ayrı bölümlerden oluşan devasa galerilerde sanat ve tarih kıyılarında kaybolmak işten bile değil. Birçok felsefe ve sanat kitabında rastladığım resimler ve olayları yerinde gözlemlemek olağanüstü bir deneyimdi. Fevkalade memnun kaldık.
Vatikan müzesinden Roma manzarası

Vatikan arka sokaklar
Vatikan içi
Sistina Şapel'inden bazilikaya geçiş
Sistina Şapeli'nde bulunan o devasa duvar ve tavan süslemesi, o tarihin bunca zaman boyunca korunması, canlılığı ve Michelangelo'nun en meşhur yapıtı olan "Tanrının Eli" tasfiri rüya gibi bir deneyim yaşattı bizlere. Harikaydı! Aynı şekilde Aziz Petrus bazilikası, müthiş ihtişamıyla bizleri mest etti, nereyi fotoğraflayacağımı bilemez halde sadece bakakaldığım ayrıntılar ile doluydu. Bazilika girişindeki İsveç'li askerlerin nöbet değişimini izlemek güzeldi. Askerlerden birisi Doruk'a göz kırptı, bizim oğlan hayli mutlu oldu falan. Genel olarak Roma'ya yakışır bir veda ettik Vatikan gezisi ile. Sıra Melekler Kalesi'ndeydi.
Michelangelo'nun "Tanrının Eli" tasfirli tavan süslemesi


Aziz Petrus Bazilikası
 








San Piedro Meydanı
 

Aziz Petrus'dan çıkıp San Piedro meydanına inip doğruca dümdüz devam ederek Castel Sant Angelo'ya (Kutsal Melek Kalesi) vardık. Buraya gelirken yolda Doruk uyumuştu. Bebek arabası ile kalenin ikinci katına kadar asansör ile çıktık. Etrafı eşimle sırası ile gezdik, bu esnada biz de dinlenmiş olduk.Zamanında hapishane olarak kullanılan kale aslında Papa'nın bir bakıma sığınma yeriymiş, saldırı olma durumunda burada saklanabileceği bir odası falan var. Savunma kalesi olduğu için içerisinde eski silahlar mevcut ve müzede diğer kap kacak eşyaları ile birlikte görebiliyorsunuz. En yukarıdan manzarası enfes, görülmeye değer. Duvar süslemeleri ve heykelleri ile gezilip görülmesi gereken bir yer. Burayı arşınlayıp köprüden karşıya geçerek daha önce geldiğimiz Navona Meydanı'na yakın bir noktadaki pizzacıda mola verip karnımızı doyuruyoruz. Dönüşte Melek Kalesi'ni bir de gece ışıklandırması ile görüp fotoğraflar alıyoruz. Hemen önündeki sokak performansını Doruk çok merak ediyor, bir süre izleyip şarkılara eşlik ediyoruz. Dönüş yolumuzda son bir defa tiramisu + kapuçino yapıp tadı damağımızda Airbnb evimize dönüyoruz.
Castel Sant Angelo
 



Kalenin ikinci katından manzara
 


Çatıdaki melek figürü
Kaleden Roma manzarası





Son gün. Böyle günler genelde havalimanına transfer ve bekleyiş süreci ile geçer. Kahvaltı sonrası evimizi toparlayıp veda ediyoruz. Biz 5 gün eşlik ettin, evimiz oldun. Kendine iyi bak. Sonraki misafirlerini de böyle ağırla emi? :) Havalimanından şehre geldiğimiz otobüsün bekleme noktasına geçip diğer yolcular ile birlikte havalimanına dönüyoruz. Herşey yolunda, harika bir seyahat ile dönüş yolculuğumuz noktalanıyor. Sadece Roma'dan rötarlı kalkan uçağımız sebebi ile Sabiha Gökçen'deki aktarma uçuşumuz bir sonraki uçuşa sarkıyor. Bu süreç biraz sancılı olsa da eve sağ salim dönmek gibisi yok.
Roma'ya 5 gün ayırmak ile ne kadar doğru bir karar verdiğimizi düşünüp "iyi ki yapmışız" diyoruz. Bir başka gezide görüşmek üzere, sevgilerimizle! :)

Orta Avrupa (Prag-Viyana) Gezisi

Gezi Tarihi: Eylül 2019 Herkese merhaba. Salzburg yakınlarındaki Mondsee gölü ve St.Lorenz kasabası Kısa bir aranın ardından tekrar ...