Salzburg yakınlarındaki Mondsee gölü ve St.Lorenz kasabası
Kısa bir aranın ardından tekrar sizlerleyiz. Kısa dediğimize bakmayın, aslında 1 yıla yakın bir zamandır ortalıkta yoktuk. Malum, ekonomik sebeplerden ötürü her fırsatta yurt dışı seyahati gerçekleştiremiyoruz. Bırakın yurt dışını, yurt içi seyahatlere bile ne zaman ne de para kalıyor. Ancak enseyi karartmaya gerek yok, sonuçte ne için çalışıyoruz biz? Elbette gezmek için! Öyleyse yeni yazımız başlasın; orta Avrupa seyahatimiz blog sayfamızda yayınlansın! (heyecanlı müzik girer)
Viyana'da turistler için özel şehir turu arabaları, eski faytonlar gibi.
2019 için aklımızdan ilk başlarda İsviçre geçiyordu, hatta baya baya seyahat planı filan yapmıştık. Ancak kazın ayağı öyle gelmedi ve zaten Euro kazanan normal Avrupalıya bile pahalı gelen İsviçre bize hayli uzak ve ultra lüks göründü. Derken, orta Avrupa seyahati çıkageldi aklımıza. Olur mu olmaz mı derken kendimizi tekrar Münih yollarında bulduk. Bilenler bilir, Münih'in bizim ailemizdeki yeri farklıdır, Doruk'un ilk seyahat noktası olduğu gibi, Almanya hatta Avrupa için çıkış noktamızdır. Bu seyahatimizde bir anıyla daha hatırlayacağız kendisini, onu da ileride anlatacağız zaten.
Lufthansa-Sun Express ortak uçuşunda Lufthansa yolcularına ücretsiz yemek ikramı varmış.
Öncelikle Almanya olayına bir açıklık getirelim; arkadaşlar daha önceleri farklı zamanlarda Almanya'dan vize aldığımız için tekrar aynı ülkeden vize çıkarmak daha uygun oluyor, en azından riski daha az oluyor. Ayrıca Alamancı gurbetçilerimiz sağolsun, Almanya uçak biletleri diğer ülkelere göre hayli uygun. Bu iki sebepten ötürü Avrupa çıkış noktamız Almanya oldu. Bir de daha önceki yazımızda bahsettiğimiz Sixt araç kiralama firmasının Almanya merkezli olması ve hayli ekonomik seçeneklerinin olması (gelişmiş demiryolunu da hesaba katarsak) bizim yol konusunda da burayı tercih etmemize sebep oldu. Gerçi bu seferki seyahatimizde pek memnun kalmadık Sixt firmasından, onu da anlatacağız efenim. :)
Viyana
Seyahat planımız kısaca; Münih'e iniş ile başlıyor. Ardından araba ile Salzburg yakınlarındaki St. Lorenz kasabasına geçmek. Ertesi gün Viyana'ya geçip 2 gün orada kalmak. Ardından Prag'a geçip 2 gün de orada kalmak ve son gün sabahı tekrar Münih'e dönüp seyahati tamamlamak. Lokasyonlar belli olunca hemen Airbnb sitesine girip uygun zamanlar için bize uygun evleri belirledik. Burada ayrıca belirtmek isteriz ki; Airbnb evi bakarken mutlaka filtreler arasında bulunan "Süper Ev Sahibi" seçeneğini seçmeniz gerek. Bu sayede misafirler tarafından yüksek puanla derecelendirilmiş, gerçekten iyi ev sahiplerine ulaşabiliyorsunuz. Fiyatları yüksek olur diye düşünmeyin zira zaten Airbnb hizmetleri oldukça makul fiyatlar sunuyor (otellere göre) ve alacağınız hizmeti düşününce normal ev sahiplerinin fiyatlarına göre ufacık bir artış hiç de rahatsız edici gelmiyor. Hele ki bizim gibi çocuklu bir aile olarak seyahat ediyorsanız "Süper Ev Sahibi" ve çocuk kabul eden evler (buralarda çoğunlukla mama sandalyesi, çocuk için ayrıca yatak/beşik, oyuncaklar, kitaplar vs. oluyor) sizin için doğru tercih olacaktır.
Prag'daki Airbnb evimizde bateri vardı!!
Sabah İzmir'den kalkan uçağımız yaklaşık 2,5 saat sonra Münih'e varmıştı. Aracımızı Sixt'den kiralamıştık ancak bizi ufak (yoksa büyük mü demeli) bir süpriz bekliyordu; aylar öncesinden ayırttığımız arabamız yoktu. Ve ellerinde sadece VW Transporter (panel van) araç kaldığını söylediler. İnanamadık (ki siz de inanmayın, işin aslı öyle değilmiş)! Önce fiyat farkı verip bir üst kademe Audi falan alacaktık ama içimize sinmedi. Transporter'da karar kıldık ama aklımızda hep "bu büyük bir araç, rahat olur mu, park sıkıntısı yaşanır mı" vs. dönüyordu. Aracın bulunduğu lokasyon diğer binanın üst katlarındaydı, oraya gidip aracı bulduk ama hakikaten büyük bir araçtı. Geri dönüp bu araçtan vaz geçtiğimizi söylemek için tekrar ana binadaki Sixt şubesine geldik. Bu sefer Türk olduğunu sandığımız ama bizimle asla Türkçe konuşmayan genç bir erkeğe denk geldik ve bize yardım edebileceğini söyledi (belki de gerçekten Türk değildi!:)
Prag'daki tramvaylar
Bize aracı ilk kiralayan bayan da geldi ve tekrar özür dilediler. Az önce, bizim ilk istediğimiz araçlardan birisinin geri geldiğini ve yıkamada olduğunu, birazdan alabileceğimizi belirttiler. Buradaki konu şu; daha önce eşimin iş arkadaşlarının da başına gelmiş, hem de aynı yerde (Sixt firması-Münih şubesi). Ellerinde araç olmadığını ve transporter gibi panel van ya da mini vanlara yönlendirdiklerini öğrendik. Bir nevi kullanılmayan araçları pazarlama taktiği, alan alıyor, bizim gibi almayanlara da bir şekilde araç bulunuyor :) Neyse, sonuçta VW Golf bizimdi! Ama durun, daha olaylar bitmedi :)
St.Lorenz'deki evimiz ve Golf arabamız
Biz Sixt firmasına geri dönerken diğer binadaki lavabolara uğramıştık. Yeni aracımızı alıp yollara düşdükten bir süre sonra fark ettik ki eşim Aslı'nın cep telefonu yok! Otobanda giderken arabanın içini aradık taradık yok. Çaldırıyoruz, ses yok. Herhalde çantada unuttuk diyerek en yakındaki benzinliğe girip bagajı da kontrol ettik (bu arada güzel bir yağmur vardı o esnada) ama yine bulamadık. Düşürdük mü, bir yerde mi kaldı derken Aslı'mın aklına geliverdi; havalimanında uğradığı lavaboda kalmıştı. Ellerini temizlerken aynanın kenarına koymuş ancak geri almayı unutmuştu zira hem acele ediyorduk hem de aklımızdaki araba konusu biraz tadımızı kaçırmıştı. Yaklaşık 30-35km. yolu geri döndük. Yol boyu "Allahım inşallah kimse almamıştır" falan diyordu Aslı, ben ise telefonun başına bir şey gelmeyeceğinden %99 emindim. Daha önceki yazılarımı hatırlarsınız, yurt dışında bu tür durumlarda saygı çerçevesinin bozulmadığını, hak yemediklerini falan görmüş, deneyimlemiştik. Belki iPhone olsa kalmazdı diyenlerdenseniz yanılıyorsunuz, hiç ihtimal vermiyordum ben.
Sonunda havalimanına geri döndük ve eşim Doruk ile birlikte o malum lavaboya geçti ancak telefon orada yoktu! Bu sırada bende aracı 5 dakikalık bekleme noktasına bırakmış ve araç içinde oturuyordum. Eşim geldi ve telefonu bulamadığını söyledi. Havalimanındaki lost&found ofisine baş vurmayı düşündük ancak benim de onlarla gelmek gerekecekti zira iletişim aracımız yoktu, ayrıca bir şeye ihtiyacı olabilirdi. En azından çocuğu oyalardım. Baktım, ileride yol kenarında araç bekleme yeri, "free parking" diye anladığım ancak uzaktan yakından alakası olmayan bir noktaya kiralık aracımızı bırakıp alelacele kayıp eşya bürosunu aramaya başladık. Ofise Aslı geçti, biz Doruk ile hemen yandaki bir oyun alanında takılıyorduk. Telefon ofiste olabilirdi ancak yetkili bayan Aslı'dan pasaportunu istemişti. Arabaya hızlıca geçip pasaportları aldım ve tekrar geldim. Mutlu son; telefon kayıp eşya bürosundaymış ancak bize 18€'luk bir hizmet ücreti karşılığında geri verdiler. Vay arkadaş diyerek paramızı ödeyip oradan hızlıca çıktık. :) Tam aracımıza binecekken yolun karşısından, uzun boylu, tam Hans tipinde genç bir adam hızlı adımlar ve sinirli bir tavırla yanımıza geldi. Önce polis kimliğini gösterdi ki (medeniyet) kim olduğunu öğrenmiş olduk. Sonra Almanca bir şeyler söyledi ancak turist olduğumuzu belirtince hemen İngilizceye geçti. Meğer burası sadece polis otolarına özel bir park alanıymış, kocaman tabela var, neden park ettiniz diye soruyor. Biz de gayet sakin bir şekilde kayıp telefon konusunu falan bahsettik ve tabelayı anlamadığımızı belirterek özür diledik. Adam o an normale dönerek dikkat etmemiz gerektiğini belirtip iyi günler diledi ve gitti. :)) Biz zaten telefonun şokunu yaşarken bir de üstüne bu kısa hadise "yahu noluyoruz daha geleli ne kadar oldu, nedir bu heyecan" dedirtti. Ama şükür ki kazasız belasız atlattık ve tekrar yola çıkmaya hazırdık. İstikamet Salzburg!
St.Lorenz'deki evimizin girişi. Hemen solda, ölen kedileri için bir ufak mezar vardı.
Avusturya sınırını geçip Salzburg yakınlarındaki St.Lorenz kasabasına geldiğimizde hava kararmak üzereydi, biraz geç kalmıştık ancak ev sahibine bunu önceden belirtmiştik zaten. Üç katlı, bahçeli ve müthiş manzaralı eve geldiğimizde bizi evin hanımı genç bir bayan ve kucağındaki 1,5 yaşındaki kızları karşıladı. Çok güzel bir karşılamaydı, bize evi gezdirip etraf hakkında biraz bilgi verdi ve akşam yemeği hazırlığına devam etmek için izin isteyerek dairesine döndü. Biz en üst katta kalacaktık, gayet şık döşenmiş güzel bir daireydi. Eşyalarımızı bırakıp hem yemek hem de etrafı keşfetmek için kasaba merkezine indik. Hafif yağmur atıştırıyordu ancak yürümek için engel değildi. Aracımızı otoparka bırakıp ev sahibimizin söylediği mekana doğru yürüdük. Ancak bahsettiği yer pek ilgimizi çekmedi ve yola devam ettik. Yolda karşıdan karşıya geçmek istemediğimiz halde, gelip geçen tüm araç ve otobüsler önümüzde durdular ve biz de mecburen karşıya geçtik.:) Bir daha da yolun köşe kenarlarında bekleyip etrafa aval aval bakmayacağız diye kendimize söz verdik. :D
St.Lorenz ve Mondsee gölü
Merkezdeki kilisenin hemen yanında bulunan Schlossbräu Mondsee isimli mekanı dıştan beğenip içeri girdik. Hayli hoş bir atmosferi ve yemekleri vardı. Şinitzel ve patates ile yemeği tamamlayıp evimize döndük. Orman manzaralı evleri hep sevmişizdir, o gece de harika bir uyku çekip ertesi güne zinde ve enerjik uyandık. Kahvaltımızı evimizde, havalimanında aldığımız kahvaltılıklar ile tamamlayıp ev sahibimiz ile vedalaşarak Viyana'ya doğru yola çıktık. Yolda harika manzaralar bizlere eşlik etti ancak yolumuz biraz uzundu. Yaklaşık 3 saate Viyana'ya vardık. Hemen buradaki Airbnb evimize geçip eşyalarımızı yerleştirdik ve tekrar kendimizi sokağa attık. Viyana Pass kartımızı alıp aktive etmemiz gerekiyordu zira internet üzerinden 2 günlük almıştık ve ilk günün yarısı geçmişti bile. Merkezdeki Viyana Devlet Opera binasının karşısından kartlarımızı alıp aktif ettikten sonra şehri turlayan HopOn HopOff sightseeing otobüslerinden birisine bindik. Doruk o esnada uyumuştu, otobüs yolculuğumuz boyunca uyumaya devam etti.
Plachutta'da akşam yemeği
Şehir turunun ardından Aslı'mın daha önce rezervasyon yaptırdığı Plachutta adlı restorana geçtik. Burada kendilerine özgü ve enfes bir tada sahip olan tafelspitz adlı dana haşlama ve yine dana etinden yapılma schnitzel yedik. Hepsi efsaneydi ama tafelspitz bir başkaydı. Zaten kendisi "world famous" diye geçiyor menüde, uğrarsanız tatmadan geçmeyin deriz. Yemek sonrası Viyana'nın meşhur noktalarından biri olan devasa dönme dolaba yürüyerek geçelim dedik ama o da ne? Koca caddeyi trafiğe kapatmışlar ve neredeyse bütün şehir gece koşusuna çıkmış. Genci, yaşlısı, çoluk çocuk gece gece koşuyor! Meğer sosyal farkındalık içeren bir etkinlik adına yapılan koşu imiş. Koşuculardan birisi Doruk'a sallaması için bir oyuncak verdi, el şeklinde. Salladıkça şıkır şıkır ses çıkaryor. :) Bir süre koşucuları izleyip dönme dolabın olduğu (prater) parka doğru yürümeye devam ettik. Şansımıza devasa dönme dolap ve hemen yanındaki lunapark açıktı. Ama mesela bal mumu heykelleri ile ünlü Madame Tussauds Müzesi kapalıydı. Koca dönme dolaba binmeden önce girişteki ufak müzesini gezmeyi ihmal etmedik. Viyana kart sahiplerine tüm bunlar ücretsiz tabi! :)
Viyana kanal boyu
Prater
En tepeden Viyana manzarası!
Doruk önce dolaba binmek istemedi ancak sonra inmek istemedi! :) Kerata! Gece Viyana manzarası ayrı güzel olsa da kendimize bir de gündüz deneme sözü verip oradan ayrıldık. Lunaparkta takılıp metro ile evimize döndük. Yatma zamanı, ertesi gün koca hayvanat bahçesi bizi bekler! Güzel bir uykunun ardından sabah kahvaltımızı evde yapıyoruz ve doğruca şehir merkezine metro ile geçiyoruz. Buradan yine şehir turu otobüsleri ile Schönbrunn Sarayı'na geze geze varıyoruz.
Schönbrunn Sarayı
Doruk oyuncak müzesinde!
Prens Doruk!
Saray büyük, bahçesi devasa büyük! Bahçe öyle büyük ki içerisinde dünyanın en eski hayvanat bahçesini de barındırıyor. Ama her şey sırayla, önce sarayın girişindeki çocuk müzesini geziyoruz. Nasıl olsa Viyana Pass kartına bedava! :) Oradan sarayın bahçesine çıkıyoruz ve hayvanat bahçesine geçiyoruz. İnanılmaz büyük ve harika! Pandaları bile görüyoruz, muhteşem bir şey! :) Her hayvanın yemek saati ayrı imiş ve denk gelirseniz siz de görebiliyorsunuz. Ama biz Panda'ların uyku saatine gelmişiz herhalde, kılını bile kıpırdatmadı ikisi de. :( Öğle saatleri, karınlar acıkıyor. En son kutup ayısını da görüp çıkışa yöneliyoruz ki bu esnada Doruk tekrar uyuyor.
Panda ve Doruk :)
Büfelerden sıcak çikolata ve ufak atıştırmalıklardan alıp saraya yöneliyoruz. Bahçede yürü yürü, saraya gireceğimiz sırada Doruk uyanıyor. Neredeyse 1 saat uyudu kerata, o derece büyük bahçeden bahsediyoruz! :) Viyana Pass kartımız ile ücretsiz saray turumuzun biletlerini alıp saraya dalıyoruz. Tam 40 oda, neredeyse 1 saat sürüyor gezi. Harika süslemeler ve tablolara sahip, görülmeye değer bir yapı ile karşılaşıyoruz. Aynı zamanda Mozart'ın 6 yaşında burada konser verdiği gibi ufak hikayeleri Türkçe anlatan rehber cihazımız ile öğreniyoruz. Gayet başarılı!
Belvedere Sarayı
Saraydan çıktıktan sonra kısa süreli Belvedere Sarayı gezimiz oluyor ki saat akşam 17'ye geldiği için saray (şimdilerde müze) kapanmak üzereydi. Hızlı bir gezi oldu, oysa ki çok değerli tablo ve sanat çalışmalarına ev sahipliği yapıyormuş. Şehir turu otobüsümüz bizi tekrar merkeze bırakıyor. Biz de akşam yemeği için Cafe Central'a yürüyoruz. Yol üzerinde Hofburg İmparatorluk Sarayı'nı dışarıdan görme şansımız oluyor. Bu esnada ufak da olsa yağmur var, adımları hızlandırıyoruz. Derken Cafe Central'e geliyoruz ancak bir ufak süpriz; cafe önünde sıra var. Olsun, biz bekleriz diyoruz ki çok da geçmeden bize geliyor sıra.
Çikolatalı Kek
Apfelstrudel
İçerisi harika, atmosfer ve yemekler 10 numara. Yine bir Avusturya klasiği şinitzel+pancar risotto (kırmızı renkli bir pilav) yiyip üstüne Cafe'nin asıl meşhur olduğu Melange kahvesi ile tatlılarını (Orijinali apfelstrudel olarak geçen Apple Strudel ve çikolatalı kek) tüketiyoruz. Hem de hunharca :) Orta alanda beyaz, kuyruklu bir piyano var ve oradan yükselen müzik, bizlere eşlik ediyor. Rüya gibi bir atmosfer neredeyse. Çok memnun bir şekilde oradan ayrılıp Aziz Stephan Katedrali'ne doğru yürüyüşe geçiyoruz. Yolda çok sayıda ünlü markanın mağazaları var ve fiyatlar bir hayli uçuk! :) Birkaç sokak sonra katedrale varıyoruz. Dışarıdan renkli çatısı ile muhteşem görünüyor. İçeride ayin var ama bizim gibi turistik amaçlı gelenler de çoğunlukta. Etrafı aman dikkatli gezelim, sessiz olalım derken bizim Doruk orada bulunan ve sanırım papaz ile görüşmeyi sağlayan eski bir telefonun ahizesini kaldırıp başlıyor anneannesi ile konuşmaya! :)
"Hı hı evet, babişkonun doğum günü, mumlar yaktık birsürü" falan diye baya ciddi ciddi anlatıyor kerata. O sırada orada buluan Türk bir delikanlı gelip beni tebrik ediyor "mutlu yaşlar" diyerekten! Ahahah süperdi gerçekten! Gerçi böyle anlatınca süper bir anı gibi duruyor ama o esnada biraz gerildiğimi hatırlıyorum zira papaz gelip de noluyor burada derse, papazla papaz olursak? "Eyvah Türkler" moduna düşmemek için çırıpınıyorum. Hatırlarsanız zaten Almanya'da polis noktasına araba park ederek gol yemiştik! :) Sonuçta elbette çocuk her yerde çocuk, herkes gülümsüyor ve biz oradan bu güzel anı ile ayrılıyoruz. İstikamet metro, sonra da ev. Dinlenmemiz gerek zira ertesi gün Prag'a yolculuk var.
Viyana'daki evimizin salonu
Prag seyahati hayli uzun sürüyor zira yolda çalışmalar var ve bir köprüde tıkanıklık yaşanması sonucu en az yarım saat kaybediyoruz. Sonuçta yaklaşık 4,5 saate Prag'daki evimize varıyoruz. Buradaki Airbnb evini özellikle seçmemizin en büyük sebebi içerisinde bir adet bateri olmasıydı. Doruk çok seviniyor buna ve hemen çalmaya başlıyor. Biz de eşimle evimize yerleşiyoruz. Herşey tamamsa çıkalım dışarı! Çekya'da para birimi kron ve elimizdeki Euro'ları Kron'a dönüştürmemiz gerek. Ayrıca çok acıktık, bir şeyler yemeliyiz. Evden yürüyerek yaklaşık 20 dakikada Charles Köprüsü'ne yakın bir yere geliyoruz. Manzaralar aşağıdaki gibi; muhteşem!
İleride arkada görülen Prag kalesi ve katedral
Meşhur Charles Bridge
Bu sırada yağmur başlıyor ve hemen yakınlardaki bir döviz bürosuna uğrayıp paramızı bozduruyoruz. Şimdi meydana geçme zamanı, Doruk bu esnada arabasında uyuyor. Biz de Prag'ın kalbine, Old Town Square'e geçiyoruz. Burada astronomik saat ve birkaç eski yapı var. Ardından kalabalığa uyup Charles Köprüsü'ne geçiyoruz. Fotoğraflarımızı aldıktan sonra artık hava kararıyor ve Doruk'da uyandı. Yemek için önce bir yere geçiyoruz ancak orada efsane bir sıra var, bize hayatta gelmez. Bir başka yere geçiyoruz ama burada domuz etinden başka bişey yok, üstelik biraz suratsız garsonları var. Sonra şans eseri, yolda bulduğumuz ücretsiz wi-fi hizmeti ile yaptığımız ufak araştırma sonrası bulduğumuz "U Dvou koček" isminde bir yere giriyoruz. Kendi biralarını yaptıkları, neşeli sohbetlerin havada uçuştuğu, garsonları güleryüzlü ablalardan oluşan bir mekan burası. Oldukça memnun kaldığımız bir yer, hatta yan masadaki grup ile kaynaşıp birbirimizin fotoğraflarını çekiyoruz falan. Ortam öyle güzel yani. Yemekler de güzeldi, çok memnun kaldık. Enerji ve güç toplayıp oradan metroya geçiyor ve doğruca evimize dönüyoruz. Prag'da ulaşım tramvay ve metro ile hayli kaliteli ve ucuz. İki gün için toplam 100 kron ödedik yanlış hatırlamıyorsam, sınırsız kullanım için. Bu gayet iyi bir şeydi.
Old Town Square
Astronomik Saat
Charles Bridge girişi
Kanal ve kale manzarası
Charles Bridge, asıl adıyla; Karluv Most
Ertesi gün evimize yakın noktadan bir tramvaya atlayıp, iki durak sonra Prag kalesi yakınlarında iniyoruz. Kaleye yukarı kısımdan giriş yapıyoruz. Burada da farklı bilet türleri var, biz ortanca olanı alıyoruz. Yani kale içerisindeki bir çok önemli yapı ve yere girişi sağlayan B tipi bileti alıyoruz. Her yeri görmek isteyenler A tipini seçiyor mesela. Burada sırasıyla St. Vitus Katedrali, Old Royal Palace, St. George's Bazilikası, Golden Lane ve Daliborka Kulesi ziyaret noktalarımız oluyor. Özellikle katedral ve Golden Lane noktaları görülmeye değer. Katedralde birçok önemli kraliyet mensubunun mezarları var, Golden Lane ise eskiden zanaatkarların kaldığı küçük evlerin olduğu dar bir sokak ama burada zamanında Franz Kafka'nın yaşadığı ev (sanırım 22'iydi) de var. Kale içerisine yarım günlük bir hayli hayli yetecektir, bizim için de öyle oldu. Kaleden çıkınca doğruca aşağıdaki Franz Kafka müzesi ve hemen önündeki "Perníkový panáček" isimli şirin mi şirin bir kurabiyeciye uğradık. Sıcak çikolata ve ev yapımı limonata eşliğinde çeşit çeşit kurabiyelerin tadına baktık. Kesinlikle tavsiye edeceğimiz noktalardan birisiydi burası.
Kaleye doğru giderken
Prag Kalesi Matthias Kapısı girişi (batı tarafı sanırım)
St. Vitus Katedrali içerisi
St. Vitus Katedrali arka kısmı
St. George's Bazilikası içi
St. George's Bazilikası çıkışı ve Doruk :)
Merdivende anne oğul dinlenmeceler
Franz Kafka'nın evi
Golden Lane'de bu şekilde küçük evler var, bazıları hediyelik eşya dükkanı olmuş artık.
Küçük evlerden birisi. İçerisi aynen korunmuş.
Charles Bridge manzaralı foto molası
Ardından yine Charles Bridge kullanarak karşıya geçip bir zamanlar Nazım Hikmet'in de müdavimi olduğu Cafe Slavia'ya uğradık. Kurabiyeciden çıktıktan sonra arabasında uyumaya başlayan Doruk burada da uyumaya devam etti ve bir ufak süprizi kaçırdı. Zira eşim doğum günümü kutlamak için yanında getirdiği mumu, sipariş ettiğimiz bir ufak pastanın üstüne kondurmuştu. Tarif edilemez bir an'dı o. Çok ince bir düşünce, sağolsun. Ne kadar şanslı olduğumu bir kez daha gösterdi. :) O sırada canlı olarak piyanodan Alan Silvestri imzalı "Forest Gump"ın tema müziği çalması ayrı dokunaklı olmuştu. O müthiş enerji ile Prag'ın bir başka simgesel yapısı, Dans Eden Evler'e geçtik. Yağmur olduğu için tramvay ile geçtik, yine tramvay ile yemek yiyeceğimiz noktaya döndük.
Müdavimi olduğu Cafe Slavia'daki duvarda resmi de var.
Prag'daki son gecemize özel bir yemek olsun istemiştik ve aklımızda tek bir yer vardı. Zira Aslı'mın bundan tam 10 sene evvel öğrenciyken gelip arkadaşı Sofi ile yemek yediği yerdi aynı zamanda. Şehirde bu restorandan 4 tane varmış, bizim gittiğimiz orijinal yer maalesef 2 saat sonraya randevu verince biz de diğer şubesine yürümek zorunda kaldık. Zorunda kaldık diyorum çünkü hem beklemediğimiz bir durumdu hem de oldukça acıkmıştık. Üstelik gittiğimiz şubede de yer olmayabilirdi. Neyse ki düşündüğümüz gibi gitmedi ve Kolkovna Restoran zincirinin Celnice şubesinde biraz sıra bekleyerek yemeğimizi yedik. Ardından yakınlardaki Palladium alışveriş merkezine uğrayıp şöyle bir gezindikten sonra tekrar metro ile evimize döndük.
Dans Eden Evler (Ginger&Fred)
Kolkovna Celnice yemek için harika bir yer daha
Arada aklına gelip "babişko baterili eve yine gidelim mi?" diye soruyor.. :)
Son günümüz tamamen yollarda geçti desek yeridir. Kahvaltı sonrası Münih yollarına düştük ama yol boyu trafik ve yol çalışmalarından ötürü havalimanına neredeyse 5 saatte vardık. Biraz daha geç kalsak uçak kaçacaktı, o derece yani. Neyse, sonuçta vardık ve yine yaklaşık 2,5 saatlik yolculuk sonrası İzmir'e sağ salim döndük. Genel itibariyle harika geçen bir gezinin bu şekilde ayrıntılarına girildiğinden macera, aksiyon ve heyecanı görmek, hissetmek bambaşka bir tecrübe elbette. Sizler de bu satırları okuyarak bu tecrübeye ortak olduğunuz için teşekkürler.
Uykucu panda
Muhtemelen bu son gezi yazılarımızdan birisi olacak zira okunma oranlarımız hayli düşük. İleride fotoğraf ve video yani Instagram ve Youtube üzerinden yeni hikayeler yazmaya devam edebiliriz (ya da edemeyiz, tamamen gelen yorumlara ve okunma/izlenme oranlarına bağlı). Belki de bu ekonomik krizde bir daha bu tarz geziler bile düzenleyemeyebiliriz. Her ne olursa olsun, hayat bir büyük seyahat ve bu macerada birlikte olmak en güzel anı. Sevgiyle kalın, tekrar görüşene dek hoşçakalın!
Tüm gezinin videolarına yukarıdan 2 bölüm halinde ulaşabilirsiniz. İyi seyirler!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder